Antalya
BIST5004.03
DOLAR18.6488
EURO19.6769
ALTIN1077.2
BTC/USD17137.97
Can Ataklı

Can Ataklı

Mail: [email protected]

Şart mıdır bu Amerika gezisi?

ANALİZ

Türkiye hızla seçim atmosferine giriyor.

Toplumun büyük bir bölümü 6‘lı masanın kararlarını beklerken AKP Genel Başkanı da bütün gücüyle çalışmaya başladı.

Tabii sarayın asıl hedefi muhalefet blokunu parçalamak, özellikle HDP’yi İYİ Parti ve CHP’nin bir bölümüne karşı koz olarak kullanmak istiyor.

Hesaplar tamamen bunun üzerine.

Çünkü sarayın içindekiler dahil bütün araştırma şirketlerini yaptığı kamuoyu yoklamalarında Erdoğan’ın yüzde 50’yi bulması olanaksız gibi görünüyor.

Muhalefet ise komplekse kapılmaz ve asgari koşullarda iş birliği yaprak seçime giderse ilk turda bile sonuç alabilecek güçte.

Böyle bir ortamda CHP Genel Başkanı’nın Amerika’ya gideceği bildirildi.

Kılıçdaroğlu 9/13 Ekim tarihleri arasında Washington’da olacak ve burada bir dizi toplantıya katılarak Amerikalı isimlerle görüşecek.

“İktidar yetkilileriyle görüşmeyeceğim” demiş Kılıçdaroğlu Halk TV yazarı İsmail Saymaz’a.

Peki, kiminle görüşecek CHP lideri Amerika’nın başkentinde?

Bilinen tek isim var o da kendisini Amerikan sosyalisti olarak tanıtan senatör Bernie Sanders.

Diğer temas ve görüşmeler ise henüz kamuoyuna açıklanmadı.

Geziyi kimin ne amaçla düzenlediği de bilinmiyor.

Kılıçdaroğlu’nun Washington’a gideceğini öğrenince aklıma ilk gelen cümle, “Nereden çıktı şimdi bu gezi, kıstı mı yani?” oldu.

Hele Bernie Sandres ile bir görüşme yapılacağını öğrendiğimde daha da şaşırdım.

Çünkü Bernie Sanders Amerika’da “looser” yani kaybeden olarak bilinen bir isim.

Her ne kadar her seferinde senatör seçilmeyi başarsa da tam üç kez Amerika Başkanlığı için adaylığını koydu, üçünde de yenilerek aday olma unvanını kazanamadı.

En son Hillary Clinton’a karşı çıktı ama yenildi.

Amerika’ya kadar gidip de Bernie Sanders’le görüşmek acaba CHP’ye ve liderine ne kazandıracak?

Bence tam seçim öncesi yapılan bu Amerika gezisi Kılıçdaroğlu’nu zora sokacaktır.

Çünkü Erdoğan sürekli diline doladığı “dış güçler” olarak öncelikle Amerika’yı kastettiği gibi Amerika’nın muhalefetin arkasına geçtiğini de ısrarla söylüyor.

Başkan Biden’in aday bile olmadan önce söylediği bir söze dayanan Erdoğan, “Bunlar Amerika’dan icazet almadan hareket edemezler” diyor sürekli.

Hele şu sıralarda Kılıçdaroğlu’nun adaylığı söz konusuyken, AKP’nin “Kılıçdaroğlu Amerika’ya adaylığını kesinleştirmek ve icazet almak için gidiyor” söylemini daha yüksek sesle dile getireceğinden kimsenin kuşkusu olmaz herhalde.

Elbette bize düşmez, bizim haddimiz de olamaz ama, bir vatandaş olarak Kılıçdaroğlu’na küçük bir uyarıda bulunmak isterim.

Bu geziden ne amaçladıklarını bilmemekle birlikte, bunu bir daha düşünmesinin ve geziyi seçim sonrasına ertelemesinin daha yararlı olacağını düşünüyorum.

Seçim öncesi “İcazet almaya gidiyor” algısı yaratmak yerine seçim sonrası Erdoğan iktidarına son vermiş olmanın gücüyle ve bu kez Amerika’nın gerçek yönetimiyle konuşması sanki daha yararlı olacak gibi geliyor bana.

Bu gezinin CHP’ye ve genel başkanına yarardan çok zarar getirme olasılığının daha yüksek olduğunu hissediyorum.

ÇOK GÜLDÜM

Kılıçdaroğlu’nun Amerika gezisi ve Nasreddin Hoca fıkrası

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bizlerin bilmediği çok önemli bazı temaslarda bulunmak üzere Amerika’ya gidiyor olabilir.

Söylediği gibi “icazet almış gibi görünmemek için Amerika’da yönetimde olanlarla görüşmeme” kararı da doğru olabilir.

Ama şunu iyi biliyoruz ki doğrular her zaman geçerli ve yararlı olmayabilir.

Bunu bir Nasreddin Hoca fıkrası çok iyi anlatır.

Bir gün adamın biri Hoca’ya gelmiş ve sormuş; “Hocam tuvalette sakız çiğnenir mi, dinen sakıncası var mı?” diye.

Nasreddin Hoca biraz düşündükten sora cevabını vermiş; “Vallahi dinen hiçbir sakıncası yok, ama bir gören olursa başka şey zanneder.”

Bilmem anlatabildim mi?

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Hayasızlığın bu kadarı da olmaz

İktidar çok sıkıştı.

Artık her şeyden bir pay çıkarmaya ve kamuoyunun zihnini karıştırmaya çalışıyorlar.

Dün başıma yine bir linç olayı geldi.

Aylardır gerek bu sütunlarda gerekse sesimi duyurabildiğim diğer mecralarda hep şunu anlatmaya çalışıyorum:

“Muhalefet bu seçimi kazanacak. Ancak özellikle seçimin ikinci tura kalması halinde HDP’nin 6 milyon oyuna da ihtiyaç duyulacak. HDP’nin bu oyu hangi tarafa ağırlıklı olarak kayarsa o tarafın kazanması daha mümkün” diyorum.

Bu iki kere iki dört eder gibi bir olgu.

HDP 6’lı masada değil.

Ancak iktidar kanadı ısrarla HDP’nin 7’inci ortak olduğunu söylüyor ve kamuoyunda “Muhalefet terörle iş birliği içinde” algısı yaratmaya çalışıyor.

Buna karşı, şunu da çok iyi biliyoruz ki AKP el altından HDP’nin oylarını alabilmek için her türlü çabayı gösteriyor.

İstanbul seçimlerini herkes biliyor.

O seçimleri alabilmek için terörist başına adam gönderdiler, mektup aldılar, yine bir baka terör örgütü üyesini TRT ekranlarına bile çıkardılar.

Önceki gün YouTube’da yaptığım konuşmada CHP ve İYİ Parti içindeki bazı çevrelerin HDP’yi sürekli dışlamaya çalıştıkları gibi “Eğer onlar da bizim adayımıza destek olursa biz olmayız” türü açıklamalar yaptıklarını söyledim.

Onlara yönelik olarak “O halde gidin AKP’ye oy verin” dedim.

Bu sözlerimi çarpıtan, konunun özünü saklayan başta Ahaber olmak üzere sarayın ne kadar tetikçisi varsa sadece İYİ Parti’yi esas alarak “Can Ataklı İyi Parti’ye s… git dedi, Can Ataklı İyi Parti’ye galiz küfürler etti” başlıklarıyla bir kampanya başlattı.

Ne yazık konuşmamdan sadece 41 saniyelik bir bölümü izleyen iyi niyetli İYİ Partililer de öfkeye kapılıp bu kampanyaya katıldı.

Benim ne 6’lı masaya, ne özel olarak İYİ Parti’ye küfretmem düşünülebilir mi?

Belli konularda CHP’sinden DP’sine, İYİ Parti’den Saadet’e herkesi eleştiririm.

Ancak hakaret ve küfür asla.

Bunu bütün gerçek okur ve izleyicilerim tabii ki biliyor ama burada da kayda geçirmek istedim.

ÜZÜLDÜM

İsmail Saymaz için olmadık bir cümle sarf etmişim

Canım çok sıkıldı.

Sevgili dostum İsmail Saymaz’ı hiç istemeden kırdım.

Dünkü YouTube videomda Saymaz’ı eleştirdim.

İçişleri Bakanı Soylu’nun istifa ettiği konuşuluyordu.

Soylu gün boyu gazetecilerle birlikte olduğu halde bu konuda hiçbir açıklama yapmamıştı.

Akşamüzeri İsmail Saymaz tek cümlelik bir tweet atarak “İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yakın çevresi istifa iddialarını doğrulamıyor” dedi.

Ben de konuşmamda “Niye Soylu çıkıp bir şey demiyor da bunu yalanlamak İsmail Saymaz’a düşüyor?” diye sordum.

Sanıyorum biraz heyecanlı olarak “Bunlar ne karanlık işlerdir” diye de bir cümle söylemişim konuşmamda.

İsmail Saymaz aradı “Oldu mu şimdi Can abi, beni nasıl karanlık ilişkiler içinde gösterirsin” diye sordu.

Haklı mı?

Haklı.

İsmail Saymaz’ı bir dost olarak eleştirmek elbette yanlış değil, ama “karanlık ilişkiler” demek yanlış.

Ben de çok üzüldüm.

Hemen bir tweet attım ve kamuoyu önünde özür diledim.

Daha önce aynı grupta yazı komşuluğu yaptığımız İsmail Saymaz için özrümü burada da yazmayı kendime bir borç bildim.

ŞAŞIRDIM

Ben konut projesini eleştiriyorum ama YouTube kanalımda TOKİ reklamı var

Biliyorsunuz YouTube kanalımda da her gün yayın yapıyorum.

Korkusuz gazetesindeki yazılarımda ve Flashhaber’deki yorumlarımda da söylediğim gibi YouTube kanalımda da “asrın en büyük projesi” diye sunulan aslında halkı kandırmaktan öte bir anlamı olmayan propagandayı eleştiriyorum.

Ancak gelin görün ki, benim YouTube konuşmamın arasına TOKİ reklamları giriyor.

İzleyici de haklı olarak “Eleştiriyorsun, yerden yere vuruyorsun ama TOKİ reklamlarını anlamayı da biliyorsun” diyor.

Ancak şunu belirteyim; YouTube videolarında yayınlanan reklamların benimle ya da herhangi bir YouTube konuşmacısı ile ilgisi yok. Bu reklamlar YouTube tarafından otomatik olarak konuyor. Bunu çıkarmak bizlerin elinde değil.

Gelelim TOKİ reklamına.

O reklam da büyük aldatmaca.

Çünkü sanki evler bitmiş, sahiplerine teslim edilmiş havası vermişler.

Proje görülmemiş proje olarak sunuluyor.

Doğru değil tabii.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar