Can Ataklı

Can Ataklı

Mail: canatakli@korkusuz.com.tr

Reform nedir, neden yapılır?

ANALİZ

Reform nedir, neden yapılır?

Sarayın gündeminde yine “reformlar” var.

Bu kez hem hukuk hem ekonomi alanında reformlar yapılacağı söyleniyor.

Peki nedir reform?

Latinceden gelen bir kelime.

Türkçe karşılığı değiştirme, bir şeye yeniden şekil verme anlamına geliyor.

Reform, sonucu belki iyi olmakla birlikte aslında “olumsuzluk” içeren bir tanımdır.

Reformlar “işler kötüyken” yapılır, yapılmak zorunda kalınır.

İyi giden bir şeyin değiştirilmesi, yeniden şekil verilmesi pek düşünülmez.

Reform ayrıca “radikal değişimi” içerir.

Reformlar genellikle ağır krizlerden, büyük doğal afetlerden, savaşlardan sonra gündeme gelir.

Dengeler değişmiş, her şey altüst olmuştur ve değişim kaçınılmazdır.

Anlaşıldığı kadarıyla saray iktidarı yine dengelerin değiştiğine, hukuk ve ekonomide her şeyin altüst olduğuna inanıyor ki, yine reform lafları konuşulmaya başlandı.

Hürriyet’te saraya yakın Abdülkadir Selvi dünkü yazısında reformun “dinamiklerini” yazmış.

Saray; reform sürecine, bir yol kazasına kurban verilmemesi için azami derecede özen gösterilmesi gerektiğine çünkü reformlar olmadan işlerin yürümediğine, Türkiye’nin tek çıkış yolunun reformlardan geçtiğine inanıyormuş.

İki alanda reformlar geliyormuş.

1- Hukukun üstünlüğünü tahkim edecek düzenlemeler.

2- Sermaye ve mülkiyet hakkını güvenceye alacak, yerli ve yabancı yatırımcıyı teşvik edecek yasal değişiklikler.

İyi güzel de bu iktidar, bugüne kadar hiçbir zaman hukukun da ekonominin de kötüye gittiğini söylemedi ki.

O halde ne oldu da bu reformlar gündeme geldi yine?

Soruları artıralım.

Örneğin hukukta bugüne kadar ne durumdaydık ve şimdi neden reform yapılmaya çalışılıyor?

Seçim olsa, bir başka parti iktidara gelse ve “Bizden önceki iktidar, hukuku ayaklar altına aldı, haksızlık ve adaletsizlik o kadar büyük boyuttaki ki, derhal bir reform yapmalıyız”  veya “Ekonomiyi çökerttiler, enkaz bıraktılar, reform yapılmalı” dese belki haklı olabilir.

Ayrıca şu anda AKP’ye oy veren kitleler hukukun sorunlu olduğu veya ekonominin kötüye gittiği konusunda hiçbir fikre sahip değiller.

AKP seçmeni, ekonominin fevkalade iyi olduğunu, Türkiye’nin bir süper güç haline geldiğini, tüm dünyanın Türkiye’yi kıskandığını düşünüyor.

Aynı şekilde demokrasinin tüm ülkelerden ileri olduğunu sanıyorlar.

Reform yapmaya hazırlanan saray iktidarı, bugüne kadar hukuk ve ekonomi alanında söylediklerinin doğru olmadığını mı kabul etmiş oluyor?

Abdülkadir Selvi’nin yazısına göre, iş dünyası da “reformları” çok destekliyormuş.

İş dünyasının ekonomik reformlardaki beklentilerini şöyle kaleme almış Hürriyet yazarı;

“Türkiye’nin yeniden reform iklimine dönmesi, AB ile ilişkileri gündeme alması, mal varlıkları ve sermayenin teminat altına alınması, hukukun üstünlüğü gibi konularda çalışma yapılacak olmasını yararlı buluyorlar. Yerli ve yabancı sermayeyle ilgili atılması gereken adımlarla ilgili olarak, hükümete iletilmek üzere çalışmalar yapıyorlar.”

Demek ki iş dünyası neler yapılacağını biliyor.

Demek ki iş dünyası işlerin zaten kötü gittiğinin farkındaymış.

Peki siz bunu dile getiren tek bir iş insanına rastladınız mı bugüne kadar?

Elbette hayır.

Türkiye’de bir illüzyon gösterisi var.

Paçaları çok sıkıştı, şimdi de “reform illüzyonuyla” çıkış arıyorlar.

KARANTİNA GÜNLERİ

Biden korkusundan Pompeo’ya gıkları bile çıkmadı

Hastaneden çıkmış evde dinleniyordum.

Amerika Dışişleri Bakanı Pompeo’nun, Ortadoğu’da bir “veda turuna” çıkacağı ve Türkiye’ye uğrayacağı haberleri vardı.

Pompeo, Türkiye’ye gelecekti de hiçbir devlet yetkilisi ile görüşmeyecekti. Görüşmedi de.

O sırada aldığım notlar şöyleydi;

“Amerika Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye geleceği ama hiçbir devlet yetkilisi ile görüşmeyeceği, sadece Fener Rum Patriği Bartholomeos’u ziyaret edeceği belirtiliyor. Buna başta hiç ihtimal vermemiştim. Çünkü gerçekten olacak şey değildi. Pompeo böyle bir program yapmış olabilir. Ama kendini ‘dünya lideri’ olarak gören AKP Genel Başkanı’nın buna asla izin vermeyeceğini düşünüyordum. Pompeo’ya gelmemesinin söyleneceğini tahmin ediyordum. Çünkü yabancı bir devlet adamının sadece patriği ziyaret etmesi, onun o devlet tarafından “ekümenik” kabul edilmesi anlamına geldiğini herhalde AKP Genel Başkanı da biliyordur. Böyle bir ziyaret, Fener Rum Patrikhanesi’nin tıpkı Roma’daki Vatikan gibi bir devlet olarak kabul edilmesi anlamını taşıyacağı çok açıktır. Ama Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenlerin kılı bile kıpırdamadı. Pompeo geldi, patriği ziyaret etti ve gitti. Peki iktidar sahipleri ağızlarını açıp bir şey söyleyebilirler miydi? Söyleyemezlerdi elbette. Çünkü Pompeo, böyle bir davranışı yeni gelen başkana rağmen asla yapmaz. Bu durumda Biden de tıpkı Pompeo gibi düşünüyor demektir. Böyle bir ortamda dayanağı Amerika olan bir iktidar ağzını açamaz tabii ki.”

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Almanlar gemimizi bastılar, ne yapabildik?

Libya’ya giden bir Türk gemisinin önü Alman savaş gemisi tarafından kesildi.

Helikopterden gemiye inen Alman askerleri, “ambargoya rağmen Libya’ya silah götürüldüğünü” ileri sürerek arama yapmak istedi.

Bazı kaynaklara göre 4 saat arama yapıldı, bazı kaynaklara göre ise Türkiye’nin itirazı üzerine arama yapılmadığı ileri sürüldü.

Dünkü gazetelerin çoğunun manşeti “korsanlık yapıldığı” başlıklarıyla ile kaplıydı.

Peki buna karşı AKP iktidarı ne yapabildi?

Almanya’ya nota verdi.

Bazı Avrupa ülkelerinin elçilerini gece yarısı bakanlığa çağırdı.

Hepsi bu.

Tabii bir de had bildiren ama karşı tarafın asla ciddiye almayacağı açıklamalar yapıldı.

Oysa geminin önünün kesildiği yere, savaş uçakları 10-15 dakikada ulaşabilirdi.

Elbette Alman gemisine ateş açmayacaklardı ama bir kararlılık gösterilebilirdi.

Yapamadılar, yapamazlar da.

Nasıl askerin başına çuval geçirildiğinde, uçağımız düşürüldüğünde, Mavi Marmara gemisinde 10 vatandaşımız öldürüldüğünde, İdlib’de 35 askerimiz şehit edildiğinde, gözlem noktalarına giden konvoylarımız bombalandığında “sert demeç dışında” bir şey yapamadılarsa şimdi de öyleler.

FIKRA GİBİ

Kış turizminin gözdesi olmuşuz

Koronanın en sert günlerini yaşıyoruz.

Bakanlık felç olmuş halde.

Artık ne vaka ne vefat sayısını doğru dürüst açıklayamıyorlar.

Bakan çaresiz.

Fedakar sağlıkçılar cansiperane çalışmasa kayıplarımız çok daha büyüyecek.

Saray iktidarı çıkış olarak kısmi yasaklara başvurdu, bir ihtimal bu yasaklar daha da kapsamlı hale gelecek. Ama yandaşların iri gazetelerinden Sabah, güya müjde verir gibi “kış turizmi” haberi yapmış dün. Neymiş, Avrupa’da pek çok kayak merkezi pandemi nedeniyle kapalı olduğu için Türkiye cazip hale gelmiş.

Turizmciler, pandemi nedeniyle kayak sevdalılarının Türkiye’ye akın etmesini bekliyormuş.

Bakanlık da bu konuda önlemlerini almış.

Fıkra gibi haber değil mi bu?

Haydi diyelim ki bizim kayak tesislerini açtılar.

Peki tüm Avrupa’nın kayak merkezleri kapalıyken hangi akıllı Avrupalı “Aaaa, ne güzel Türkiye açıkmış, haydi oraya koşalım” der ki?

Ayrıca AB ülkelerinin çoğu Türkiye’yi şu sıralar riskli ülke olarak tanımlarken böyle haberler yapmak “müzmin yalakalıktan” başka bir şey değildir.

ŞAŞIRDIM

Bu kadar övgü bir tek neden için yapılır

Salı günleri biliyorsunuz partilerin Meclis grup toplantıları var.

Dün en çok Devlet Bahçeli’nin konuşmasını merak ediyordum.

Yine acayip bir konuşma yaptı.

Onca hakaret cümlesini nasıl buluyor anlamıyorum onu da belirteyim.

Konuşmanın en çok ilgimi çeken bölümü Cumhur İttifakı’na övgüsüydü.

Bahçeli şöyle dedi; “Şunu özellikle ifade etmek isterim ki; MHP ile AK Parti, Türk tarihinin iki ucunu bir sevdayla kavrayıp geleceğin parlak ve onurlu kucağına doğru taşıyan iki kahraman millet eseridir. Biz harcarsak sadece hainleri, sadece Ali Kemal varislerini harcarız. Cumhur İttifakı, siyaseti pazarlık üzerine inşa etmemiştir. Cumhur İttifakı al-ver süreciyle kurulmamıştır. Cumhur İttifakı’nın ortak paydası mevki-makam hırsı değil, Türk Milleti’nin tarihi ve dokunulmaz haklarıdır. Cumhur İttifakı, cumhurun şeref nişanesi, Cumhuriyetimizin kuruluş ruhunun nigahbanıdır. Bu yük, fedakar yürekler tarafından omuzlanılmıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızla hukukumuz, Türkiye düşmanlarının kafalarının almayacağı kadar tutarlı, dengeli, hesapsız, plansız, ilkeli, karşılıklı hürmet ve muhabbete dayalıdır. Kara kediler başka yerde dolaşsın, müfsit çakallar başka mahfillerde at koştursun. Cumhur İttifakı, Türkiye’nin yegane umudu, yedi düvele karşı güvencesidir.”

Bahçeli, AKP Genel Başkanı’nı bugüne kadar çok övdü ama böylesini ilk kez görüyorum.

Bu ne aşktır, ne sevgidir ve yıkama yağlamadır.

Bunun bence tek anlamı var.

AKP çevrelerinde “Erdoğan’ın at değiştirme ihtimali” konuşuluyor.

Artık AKP’liler bile “Bahçeli’den kurtulmak gerek” görüşünde.

Bahçeli, bu tehdit ve tehlikeyi gördü anlaşılan.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar