Soner Yalçın

Soner Yalçın

Mail: syalcin@sozcu.com.tr

Polis Bakanı

O, iktidar ve güç uğruna hiçbir şeyden çekinmedi; ona ulaşabilmek ve onu elinde tutabilmek için her şeyi göze aldı…

O, hep kazananların yanında durdu; şimşek hızıyla dönek oldu…

O, her türlü etik ilkeden yoksundu; değişen siyasete aynı hızla uyum gösterdi; kimi zaman muhafazakâr, kimi zaman devrimci oldu; aslında tek sadık olduğu çoğunluğu temsil eden güçlü taraftı… (İçinde yer aldığı dini tarikatın gün geldi en büyük düşmanı oldu!)

O, çıkar ve amaçlarını her şeyin üstünde tuttu; bu uğurda önündeki herkesi ezip geçti; sevgi – dostluk – vefa – minnet duygularından yoksundu; sadece kendini düşünen biriydi; yeri geldi bağlı olduğu iktidarın kellesini isteyen grupta yer aldı…

O, hırsına yenilmiş, doymak bilmez bir politikacı örneğiydi…

Parti yöneticisi oldu.

Milletvekili oldu.

Polis Bakanı oldu.

Kandan beslenen çok sert bakandı; muhalif herkesi “terörist” diye biçti; adı “kasap” oldu. Her infazı “ülke için” diye açıkladı.

Irkçılıktan geri durmadı, “çok saf olmayan/pis kanı akıtmak bizim görevimiz” dedi.

“Büyük lider” olarak bilinen iktidarın başı bile onun yaptığı zulüm karşısında dehşete kapıldı; ona olan güvensizliği zamanla yerini korkuya bıraktı; polis bakanlığından alıp pasif bir göreve getirmek istedi.

Tanıdınız mı kim olduğunu?

Durun! Acele karar vermeyin; benzer örnekler çok çünkü!

Devam edip yeni ipuçları vereyim:

ENTRİKACI

O, iktidarın en güçlü bakanlarından biriydi.

O, (halk eğitimi gibi) her konuda her gün demeç verdi; her olayda “rol kapma” peşinde oldu; “iktidar benim” diyordu anlayana.

O, hep basının gündemindeydi.

O, siyasal güç kazanmak için yeraltı dünyasıyla iş birliği yaptı; her şaibeli isimle yan yana gözüktü.

O, hakkında çıkan her haberi yalanlayan bir entrikacı idi. Yan yana görüldüğü kişiler için bile “tanımıyorum” dedi.

O, ajan provokatörleri kullanmakta usta oldu; muhalifleri kolayca tuzağa düşürdü.

O, bakanlığını sınırsızca zenginleştirmenin bir aracı olarak kendi çıkarları için kullandı; silah malzeme satışından çok para kazandı; siyasi gücünü maddi anlamda da büyüttü.

O, “savaş zengini” olmak için iktidarı bazı ülkelere savaş açmaya zorladı.

O, gün geldi darbecilerle iş birliği yaparak iktidar başının “düşürülmesinde” kilit rol oynadı.

O, hiçbir ihanet örneği kendine ters düşmeyen bir politikacıydı.

Tanıyabildiniz mi?

Evet kim bu; insanı hayretlere düşürecek derece iki yüzlü olan gözü kara siyasetçi?

Yanıtı aslında zor. Çünkü bu tip politikacı ne çok değil mi?

Artık toparlayayım:

KENDİNE ÇALIŞAN KURNAZ POLİTİKACI

Kimi okur, bu yazdıklarımı Türkiye'den “birine” benzetmiş olabilir! Hayır, sessiz sinema oynarsak; sorunun yanıtı “yerli” değil “yabancı!”

Son olarak şu ipucunu vereyim:

Stefan Zweig onu yazdı.

Lawrence George Durrell onu yazdı.

John Dickson Carr onu yazdı.

Dennis Yeats Wheatley onu yazdı.

Edward Grierson onu yazdı.

Patrick Süskind onu yazdı.

Winston Mawdsley Graham onu yazdı.

Bernard Cornwell onu yazdı.

Jean-Claude Breville onu yazdı.

Gerald Vaughan-Hughes onu yazdı.

Catherine Delors onu yazdı.

Hakkında romanlar yazıldı; belgeseller, filmler, diziler, tiyatrolar yapıldı. Avrupa'nın en pahalı yapımı olan 2002 yılında yayınlanan “Napoleon” adlı mini dizide Fransız aktör Gerard Depardieu tarafından canlandırıldı.

Artık ismi açıklayabilirim:

Joseph Fouche (1759 – 1820)…

Fransız politikacı…

Polis Bakanı…

“Amaca giden her yol mubah” diyen siyasetçi…

Gün gelip maskesi düşüp sürgüne gönderilen dalavereci…

Her devrin adamı Joseph Fouche karakterini “zaman ötesi” olarak değerlendirebiliriz. Yani…

O, dün vardı bugün de var!

Ne yazdı Stefan Zweig, “Joseph Fouche” biyografi kitabında:

-“Ancak hırslılar birbirlerini yok ettikten sonra bekleyenlerin ve akıllıların zamanı gelecek…”

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
hotmail kaydolücretsiz netflix hesaplarıDream League Soccer 2021 APKyoutube mp3 indirturbobet