Can Ataklı

Can Ataklı

Mail: canatakli@korkusuz.com.tr

Milli Piyango “casino” oldu

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Milli Piyango “casino” oldu

Kumarhanelerin “uluslararası dildeki” karşılığı “casino” biliyorsunuz.

Dünyanın bütün ülkelerinde kumarhanelerin kapısında “casino” yazar ki, gelen hangi ülkenin vatandaşı olursa olsun buranın kumarhane olduğunu bilsin.

Bir dönem Türkiye’de de vardı casinolar.

Önce sadece İstanbul’da ve beş yıldızlı otellerde açılmasına izin verilmişti.

Sonra Türkiye’nin her yerinde beş yıldızlı otellere kumarhane açma yetkisi ve izni verildi.

Bir anda Türkiye’nin her yanı casinolarla kaplandı.

İşçisinden memuruna, öğrencisinden işsizine kadar neredeyse herkes kumarhanelerde şans turlarına çıkmaya başladı.

Elbette kısa sürede korkunç dramlar yaşanmaya başlandı.

Tüm servetini kaybedenler, canına kıyanlar, ailesi dağılanlar, ağır stres altında hastalıklara yakalananlar o kadar çoğaldı ki, sonunda çareyi kumarhaneleri tümüyle kapatmakta buldular.

Oysa en azından başka ülkelerdeki örneklere bakarak, kumarhaneler sınırlı biçimde açık tutulabilir ve döviz kazanç kapısı olarak kullanılabilirdi.

Örneğin Fransa’nın ünlü kumarhane kenti Monte Carlo’da (Monaco) yerli halk kumarhanelere giremez.

Birçok ülke, kumarhaneleri çok katı kurallarla yönetir, belli yerler dışında casino açılmasına izin vermez.

Türkiye’de de bazı turistik yerlerde sınırlı sayıda ve TC vatandaşlarının asla giremeyeceği kumarhaneler açık tutulabilirdi.

Tabii kumarhane yasaklamada biraz dini gerekçeler de etkili olmadı değil.

Hatta öyle ki, bugün iktidarda olan zihniyetin, çok masum bir şans oyunu olan Milli Piyango’ya bile aslında karşı olduğu bilinen bir gerçektir.

Buna karşı ne tuhaftır ki Milli Piyango ve şans oyunları en çok “kumara hesapta en karşı olan” bu iktidar döneminde geliştirildi.

En sonunda Milli Piyango da özelleştirildi.

Pek çok kişi “Bu kadar kâr eden bir hizmet neden satılır?” diye sordu elbette.

Ben kâr eden bir şirketin neden satıldığını şimdi daha iyi anlıyorum.

Çünkü Milli Piyango; yeni sahibinin elinde, herkesin “belki de sıra bende” umuduyla şans aradığı yer olmaktan çıkıp kumarhaneye döndürüldü artık.

Devlet eliyle muhtemelen bu yapılamazdı, ama özel şirket olunca yapıldı.

Bir kere oyun sayısı arttığı gibi oyun aralıkları da artırıldı.

Böylelikle haftanın her günü hatta bazı günlerde birden fazla şans oyunu oynanıyor.

Ama asıl tehlikeli olanı Milli Piyango’nun internet sitesindeki “online” oyunlar.

Herkesin sınırsız biçimde ulaşabileceği Milli Piyango’nun internet sitesinde casinolardaki “kol çekme makinaları” var resmen.

Hesapta çok küçük paralarla oyunlar oynanıyor ama her şey bir iki saniye içinde olup bittiği için vatandaş ne olduğunu anlamadan para kaybediyor.

Buna nasıl izin verildi, bunda amaç nedir bilmek, anlamak çok zor.

Ancak şunu söyleyeyim; kumarhane yasaklandı belki ama aynı düzen şimdi evlere hatta odalara girdi.

Sonu felaket olacaktır, kimsenin kuşkusu olmasın.

Birçok aile, çocuklarının ders çalıştığını sandığı bir anda, onların aslında Milli Piyango casinosunda kol çekerek para kazanmaya çalıştığını bilmeyecek bile.

FIKRA GİBİ

Ne mutlu bize, böyle bir teknoloji bakanımız var

Demek ki her şeye inanan bir kitle bulunca atış serbest.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı adında bir bakanlığımız var. Bu bakanlığın başında daha önce sarayın propaganda bakanı gibi çalışan, hatta bu nedenle kimileri tarafından “yerli Göbels” diye tanımlanan Mustafa Varank var.

Bu bakan kendini hâlâ sarayın propagandisti gibi görüyor.

Her fırsatta konuşuyor, mesajlar paylaşıyor.

Söylediklerinin, yazdıklarının ciddi olmasına gerek yok, fazla düşünmeyen ve fazla anlamayan ama biat etmekten derin haz duyan bir kitleye ulaşıyorsa mesaj, hiç fark etmiyor onun için.

Akıllı insanlar “Böyle komiklik olur mu?” diye sorsalar da aldırmıyor bile.

İşte bu bakan, örneğin birkaç gün önce “Yerli ve milli elektronik kelepçe yapıldığı” müjdesi! verdi.

İşin aslı şu: Cezaevinden, evinde oturma şartıyla tahliye edilen kimi mahkumlara takılan elektronik kelepçeler artık Türkiye’de de üretilmeye başlanmış.

Teknolojiye bakan Varank diyor ki, “Artık kimseye muhtaç olmadan bu ürünü kendi ihtiyacımızı görecek şekilde kullanabileceğiz. Yurt dışından bu ürüne dönük talepler var. Burada da ihracat potansiyeli var.”

İyi güzel de yapılan sonuçta bir kelepçe, bunun yerlisini anladım da millisi ne demek?

Aslında aşağılık duygusunu kullanarak eğitimsiz kitlelere, “Görün işte; Erdoğan öyle büyük biri ki, bunun bile yerlisini yapabiliyoruz artık” denmiş oluyor.

Varank’ın fıkra gibi lafları burada bitmiyor.

Lübnan’daki patlamadan sonra söyledikleri de evlere şenlik.

Bir tweet atmış bu konuda, bakın ne demiş; “Hepimizin yüreğinin yandığı patlamaya neden olan 2750 ton amonyum nitrat, 6 sene önce Beyrut’a giderken İstanbul Boğazı’ndan geçti. Sayın Cumhurbaşkanımızın ısrarla üzerinde durduğu Kanal İstanbul basit bir konu değil, Türkiye için stratejik bir güvenlik meselesidir.”

Yani “iyi ki kanal İstanbul yapılıyor, böylelikle İstanbul Boğazı kurtulacak.”

Yahu iyi hoş da Kanal İstanbul etrafı bomboş araziden geçmeyecek ki.

Hem İstanbul Boğazı’ndan çok daha dar olacak hem de çevresi en az Boğaz kadar yapılarla dolu olacak.

Ama bakan biliyor ki, hitap ettikleri seçmen tabanı bunun farkını göremeyecek nitelikte, o zaman salla gitsin, oylar gelsin.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Sarayın, soruları önceden verdiğinin kanıtı

Bu iktidar, medyayı tamamen kontrol altına aldı artık.

Asla aksini söyleyemedikleri bir iddiam var biliyorsunuz, artık iktidar yetkililerine ve hele hele Erdoğan’a soru sormak mümkün değil.

Hiçbir gazeteci bağımsız biçimde soru soramıyor.

Öyle ki, bir gazetecinin Erdoğan’a önceden izin almadan veya soru eline verilmeden “Nasılsınız efendim?” demesi bile mümkün değil.

Cuma günü Ayasofya çıkışı Erdoğan bir televizyon mitingi düzenledi.

Şu sıralar kalabalıklar meydanlara toplanamıyor ya Erdoğan çareyi buldu.

Cami önüne kürsü kuruluyor, etraf boşaltılıyor, Erdoğan konuşmaya başlıyor otuz bilmem kaç televizyon da canlı yayına geçiyor, alın size televizyon mitingi.

İşte bu son mitingde yine soru cevap tiyatrosu oynandı.

Gazeteci güya sordu, “Lübnan’daki patlama ile ilgili ne düşünüyorsunuz?”

4.5 dakika cevap verdi Erdoğan.

Sonra Libya, sonra Suriye ile ilgili Fahrettin Altun’un yazıp gazetecinin eline verdiği sorular soruldu.

Oysa o gün dolar 7.40 olmuş, piyasalar çöküyor, kimse soramıyor.

Yine soramadı ama Erdoğan lütfedip ekonomi konusunu bir sözde soru üzerine cevapladı.

Gazeteci, eline verilen kağıttan okuyarak “ekonomideki dalgalanmaları” sordu.

Normal bir gazeteci, dolar 7.40 olmuşken bundan “dalgalanma” diye söz eder mi, böyle bir akılsızlık yapar mı?

Ama gazeteci kalmadı ki, yandaş tetikçi medya soruları da tek elden alıp söyleneni aynen yazıyor, hepsi bu.

BUNU YAZMAK GEREK

İyi ki kriz yok ya olsa ne yapacağız?

Hep söylediğim bir söz vardır; “Bu iktidar teflon tava gibi, üzerine hiçbir şey yapışmıyor.”

Dolar 7 buçuk lira neredeyse, Euro’yu sormayın bile, işsizlik tavan yapmış, resmi enflasyon bile yüzde 12’yi bulmuş ama iktidar temsilcilerine sorarsanız her şey güllük gülistanlık.

Komik diyerek gülüp geçmeli mi yoksa ciddiye alıp üzerinde düşünülmeli mi açıkçası bilemiyorum.

Örneğin AKP Genel Başkan Yardımcısı Ekonomi İşleri Başkanı Nurettin Canikli öyle şeyler söylemiş ki akıl alır gibi değil yani.

“Türkiye ekonomisi, kadrolu baykuşların maaşlı önyargılarından hiç etkilenmedi” demiş Canikli. Muhalefetin ısrarla kriz beklediğini belirterek şöyle eklemiş; “Geldi, gelecek dediler. O kriz hiç gelmedi. Boşuna beklemeyin, 100 defa sonuç alamadınız, 101. kez de efendileriniz hayal kırıklığı yaşayacak. Ve Türkiye kararlılıkla yoluna devam edecek, menziline ulaşacak İnşallah..”

Harika değil mi?

Canikli diyor ki, “Zengini-fakiri, çalışanı-çalışmayanı, işçisi-memuru, genci-yaşlısı, muhalifi-muhalif olmayanı, kısacası herkes son 18 yılını gözden geçirsin. Sadece varlıklarını değil, borçlarını da hesaba katsın. Sonuçta 18 yıldaki refah artışına kendisi bile şaşıracaktır. Hayat standardındaki inanılmaz yükselişi fark edecektir.”

Hayır, vatandaşın biri çıksa karşısına ve “anlat hele” dese ne yapacak ki acaba?

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Göztepe Parkı’nda ilaç için bile su yok

İstanbul’un en güzel parklarından biri Göztepe Parkı bana göre.

Öncelikle bahçe düzenlemesi harika.

Keşke İstanbul’un ortasında bu tür daha pek çok park alanı oluşturulabilse.

Gerçi 1999’dan sonra böyle araziler vardı. Hatta bunlar deprem toplanma alanları olarak ayrılmıştı.

Sonra hepsi AKP’nin para hırsına kurban edildi ve buralara AVM’ler, rezidanslar dikildi.

Güzelim Göztepe Parkı’nı da cami yapma bahanesi ile ortadan kaldıracaklardı ki, neyse medeni ahali ayaklandı da engel olmayı başardı.

Göztepe Parkı’na sıklıkla gidiyoruz ailecek.

Ama bir şikâyetim var.

Parkın içinde bir tane Beltur tesisi var ve o da devlet dairesi mesaisi ile çalışıyor galiba.

Şu sıralar havalar çok sıcak olduğu için çok büyük bir kesim akşamüzeri gidiyor parka.

O sırada da Beltur kapanıyor.

Geçen akşam ilaç içmek için bir damla su bulamadık koca parkta.

Kimin aklı acaba Göztepe Parkı’nda akşamüzerinden itibaren hiçbir şey sattırmamak?

Bu yazı yazarın bilgisi dahilinde izin alınarak KORKUSUZ'da çıkan yazısından iktibas edilmiştir.
 

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar