Soner Yalçın

Soner Yalçın

Mail: syalcin@sozcu.com.tr

Hâlâ türban hâlâ Vahdettin

RTÜK, Türk televizyonlarını öyle bir baskıladı ki, nitelikli yapımları yok etti. Kültürel düzeyi aşağıya çekerek feodal-varoş kabalığın önünü açtı.

Mesela… Kaliteli seyirciyi -merkezi ABD olan- Netflix'e kaçırdı. Amerikalılar RTÜK'e ne kadar teşekkür etse yeridir! Bugün bu kanal Türkiye'de 1.7 milyon aboneye ulaştı. Aile paketiyle oran 6.8 milyon.

Fakat konu paradan çok, ülkeye dayatılan sosyo kültürel yapıyı tartışmamız gerekiyor. Gündemde Netflix dizileri var artık. “Bir Başkadır” bunun son örneği.

Senaryo, Batı'ya uygun bir klişe; dizi merkezinde türbanlı genç kız ile kibirli Beyaz Türk psikiyatrist var. Eee koy araya bir de evinden kovulmuş Kürt aile ile eşcinsellik/lezbiyenlik konusunu, oldu bitti maşallah!

“Bir Başkadır” dizisi medyada “türban” ve “Beyaz Türk” tartışmalarını alevlendirdi.

Kültürel kodlar üzerinden yapılan bu tür tartışmalar ne zaman son bulacak? Ne zaman -ekonomik kriz gibi- gerçeklerle yüzleşeceğiz.

Mesela:

Japonya'da bugün kılık-kıyafet tartışması var mı? Örneğin kadınların saçlarına dair hiç laf duydunuz mu? Eğitimin, müfredatın, hukukun nereden alındığına dair tartışma var mı?

Sanırım, bu konuyu biraz açmam gerekiyor:

KILIK KIYAFET

Japonya'da restorasyon/onarım dönemi olarak bilinen Meiji devri/reformu 1868'de başladı.

Konumuzla ilgili olandan başlayayım:

Kadının saçı onun namusunu temsil ediyordu. Verniklenmiş, tahta gibi sertleştirilmiş klasik topuz stili saç biçimine; ve evlenince kadınların dişlerini karartıp kaşlarını tıraş etmesi gibi geleneksel uygulamalara son verildi.  Erkeklerin gurur duyduğu samuray tipi topuz saç da yasaklandı.

Bugün Japonya'da kimse, “vay benim namusum” veya “vay benim geleneksel saçım” demiyor…

Kadın kıyafetinde de reform yapıldı; iddiasız, siyah renkli, bedeni saran, yürümeyi kolaylaştıran çağdaş kimono kabul edildi. Ardından kamu alanında Avrupalı kadınların kıyafetleri benimsendi. Benzeri kıyafet reformu, erkeklerin giydiği hakama için de gerçekleştirildi. Batı tarzı giyim benimsendi.

Bundan 150 yıl önce ateşli tartışmalar olmadı mı, oldu! İsyanlar bile çıktı. Ama bunlar unutuldu gitti…

Keza Japonya:

Budistlerin öğretmenlik yaptığı geleneksel okulları kapattı; ilkokulu zorunlu kıldı; “tevhidi tedrisat” sistemine geçti. Konuşma-yazı dili farklılığına son verdi.

Fransa'dan hukuk sistemi aldı. Alman medeni kanunu yürürlüğe soktu.

Orduyu yeniledi, zorunlu askerliği getirdi.

Batı Gregoryen takvimine geçti. Batı mimarisini benimsedi. Başkenti bile değiştirdi; Tokyo yaptı.

Modern ekonomiyi kurmak-geliştirmek için bilim ve teknolojiye yatırımlarda bulundu.

Milli banka kurdu. Devlet eliyle demir çelik gibi fabrikalar açtı. Mitsui, Mitsubishi, Sumitomo gibi özel şirketleri destekledi. Yeni para birimine geçti. Uzatmayayım…

İtibariyle… Japonya, kapitalistleşme sürecine girerken feodalizmle/ hanlıkla/ toprak ağalığıyla hesaplaştı. Ve dünya devi olmayı başardı…

Peki, biz neden yapamadık?

ACIKLI HALİMİZ

Meiji reformu, bizim Tanzimat Fermanı'ndan otuz yıl sonra gerçekleşti.

Japonya hızla gelişti. Öyle ki, 1895'te Çin'i ve 1905'te Rusya'yı yendi.

Rusya'yı mağlup etmesi Osmanlı'da Japon sempatisini doğurdu. Örneğin, Halide Edip (Adıvar), oğluna Rusları yenen Japon Deniz Kuvvetleri Komutanı Togo'nun ismini verdi!

II. Abdülhamit'in Japonya hayranlığı malum. Yakın ilişki kurmak için Ertuğrul fırkateyni gönderdi. Vs.

Bırakınız…  Osmanlı'nın Japonya gelişimini örnek almamasını, feodalizmi tasfiye etmek isteyen Atatürk'e, günümüz Türkiye'sinde hâlâ düşmanlık ediliyor. Yıldız Tilbe gibi niceleri sırf etnik olarak yakın gördükleri Şeyh Sait'i, Seyit Rıza'yı övüyor! Feodal yapıyı/kültürü aşamıyoruz…

Oysa Japonya feodalizmi tasfiye ettiği için dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden biri oldu.

Kişi başına milli geliri bugün 44 bin 227 dolar

GSHM ise 5.594 trilyon dolar…

Dünyanın en büyük 500 şirketinden şirketinden 54'ü Japonya merkezli.

Biz hâlâ neyi konuşuyoruz:

Yok “türbanmış”, yok Vahdettin kaçmamış İstanbul'u terk etmiş!

Çalışmayı üretmeyi değil, gevezelik yapmayı seviyoruz. Ki Batı, bunu bildiği için sürekli önümüze oyalanacak diziler/ suni gündemler koyuyor…

RTÜK ise kadehin içinde şarap var mı-yok mu diye dedektiflik yapıyor ya da özgür düşüncenin önüne kesmeye çalışıyor. Acıklı halimiz budur…

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar