Can Ataklı

Can Ataklı

Mail: canatakli@korkusuz.com.tr

Erdoğan tüm toplantılarını 15 gün ertelesin

ÖNERİ

Erdoğan tüm toplantılarını 15 gün ertelesin

Koronaya karşı önlemler son zamanlarda yetersiz kalmaya başladı ve hem hasta sayısında hem de can kayıpları konusunda ciddi artışlar oldu.

Aslına bakarsanız mart ayından sonra alınan bazı önlemler sayesinde, bu mendebur bayağı geriletilmişti.

Ancak Erdoğan, önce “bayramdan sonra çifte müjde” diyerek salgının etkisinin azaldığı hissini aşıladı topluma.

Ardından Ayasofya açılışı ile Türkiye’nin her tarafından on binlerce insan taşındı İstanbul’a.

Bu insanlar hiçbir önlem alınmadan adeta üst üste namaz kıldılar.

Sonra o on binlerce kişi, yine hiçbir önlem alınmadan memleketlerine geri döndü.

Arkasından gelen Kurban Bayramı’nda da adeta “saldım çayıra Mevlam kayıra” sözündeki gibi hiçbir önlem alınmadı.

İşte ne olduysa ondan sonra oldu.

“Tamam bitiriyoruz” denilen korona, yurdun her köşesinde birden patladı.

Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz bölgeleri ile başkent Ankara’da hastaneler dolup taşmaya başladı.

Hakkını teslim edelim, korona ile mücadele konusunda en ufak bir dahli olmayan, sadece saraydan gelen talimatları kamuoyuna aktaran Sağlık Bakanı, başını ellerinin arasına alarak “Bunun sonucunu 15 gün sonra göreceğiz” demişti.

Dediği çıktı.

Korona şiddetli bir ikinci dalga olarak hayatımıza tekrar girdi.

Bu koşullarda okulların açılması mümkün değil.

İktidar, karşılığını veremeyeceği için sokağa çıkma yasağı koyamıyor, evde çalışma sistemini fazla destekleyemiyor.

Ancak muhtemelen sert yasaklara mecbur kalacak.

En azından hafta sonları sokağa çıkma yasakları ile toplu kullanım alanlarının kısıtlamasına gidilebilir.

Benim bir önerim daha var.

AKP Genel Başkanı da korona ile mücadelede daha aktif bir rol almalı artık.

Her türlü güvenliği çok sıkı biçimde alınan AKP Genel Başkanı, hemen her gün büyük kalabalıkların karşısına çıkıyor, geziler yapıyor, insanlarla mesafeli de olsa temas kuruyor.

Erdoğan çok iyi korunuyor ama Erdoğan’ın karşısına gelenler için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Üstelik AKP Genel Başkanı, korona günlerini unutup halkı alt alta üst üste getirecek biçimde kalabalıklara hediyeler de atıyor.

Herkes gibi AKP’liler de devletin önemli katlarında görev yapanlar da saray efradı da bu durumu görüyor ama birinin haddine mi düşmüş ki, “Aman efendim, siz böyle yaparsanız halka korona önlemlerini anlatamayız” diyemiyorlar.

Ben hepsi adına “ebe olayım” ve önerimi dile getireyim.

“Sayın AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan Bey; lütfen 15 gün boyunca bütün programlarınızı iptal edin. Bir tür karantinaya alın kendinizi. Böylelikle yapacağınız törenlere katılacaklar da evlerinde ya da işlerinin başında oturacak ve yoğun kalabalıklar oluşmayacak. Bu katkıyı sağlamanız korona ile mücadelede mutlaka çok etkili olacaktır.”

DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Cahil nedir ve nasıl davranır?

İktidar partisinin en büyük kompleksi, oy tabanının büyük bir bölümünün eğitim ve kültür düzeyinin düşük olması.

Bunu kendileri biliyorlar ama başkasının söylemesine de çok öfkeleniyorlar.

Bu nedenle ekranlardaki siyasi tartışmalarda biri “halk cahil” falan gibi bir söz söylesin, hemen linç kampanyası başlatıyorlar.

Bugün sizlere Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz’ün gönderdiği bir yazıyı sunmak istiyorum.

“Kim cahil, kimin kitlesi az kültürlü?” türü tartışmalara girmeden, sadece “cahillerin davranış biçimini” yazmış Vecdet Öz.

Birlikte okuyalım o zaman;

Cahil toplumlarda bireyler;

– Aşırı bencildir.

– Bir bölgeyi sahiplenir, orada kimseyi istemez ve kendisinin daha önce oraya gelmiş olmasını hak görür.

– Gösterişçidir, fark edilmek için abartılı görsel /törensel hareketler yapar.

– Ait olduğu kimliğin sembollerini üzerinde taşır.

– Bir ev veya yuva sahibi olmak onun için çok önemlidir.

– Herkesin eşit olduğu grupları sevmez, ya baş olsun ya da başında biri olsun ister.

– Flört sırasında karşı cinsin gözüne girmek için abartılı ritüeller sergiler.

– Grup halinde gezer, ait olduğu grubun ortak kıyafet, ortak sakal, bıyık, sembol ve işaretlerini kullanır.

– Kendi düşüncelerine göre değil, başkalarının söyleyeceklerini düşünerek yaşar.

– Beyni batıl inançlar ve mantıksız saplantılarla doludur.

– Zorda kalınca yalanlar söyler.

– Çıkarları için kumpaslar kurar, ikili oynar ve aldatır.

– Ahlaklı ve iyi olması; ilkelerine değil, çıkarlarına endekslidir.

– İstediğini elde edemeyince hırçınlaşır; fiziksel olarak güçlüyse saldırır, güçsüzse dedikodu yapar.

– Düşünmez, içgüdülerini izler.

– Beyni içten dışa doğru çalışmaz, sadece dışındaki gelişmelere tepki verir.

– Anti-entelektüeldir; kitap, kültür ve sanattan hoşlanmaz.

– Beyin gücüne değil, beden gücüne inanır.

– Konuşmak yerine, eylemlerle kendini ifade eder.

– Hayatı siyah beyaz görür, insanları dost ya da düşman hatlarına koyar.

– Düşünce ve değerlere dayalı olandan çok, kan bağına dayalı yakınlık kurma eğilimi yüksektir.

– Körü körüne inanır, yeni şeyler öğrenmediği için düşünceleri pek değişmez ve sabit fikirlidir.

Vecdet Öz yazısının sonuna da şöyle bir yorum eklemiş;

İnsansal görüntü içinde primitif bir yaşam sürdüren bireylerin çoğunlukta olduğu bu tür toplumlar; ancak dayatılmış, ısrarlı eğitim ve kültür politikalarıyla millet vasfına bürünebilirler. Aksi halde sürü psikolojisi ve biat kültürü içinde yaşayan, adeta bir kabile gibi başında bir reise muhtaç et yığını ve sosyopatolojik bir güruhtan başka bir anlam ifade etmezler. Böylesi toplumlarda demokrasi, demokratik hak ve özgürlükler, hukuk ve adalet gibi kavramların da bir hükmü yoktur..

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Dolaylı mesajlarla dış politika bir yere gitmez

Yunan Cumhurbaşkanı, Kaş’ın sadece birkaç kilometre uzağındaki Meis Adası’na gelmiş, buradaki askerleri ziyaret etmiş.

Muhtemelen gelmişken Türkiye tarafına da bakmış ve belki de el bile sallamıştır.

Meis Adası’nda aslında tek bir asker bile bulundurmak mümkün değil.

Uluslararası anlaşmalar bunu gerektiriyor.

Ama Yunanistan, AKP iktidara geldiğinden beri buna uymuyor.

Meis gibi Ege’deki sayısız adaya asker çıkarttı, mühimmat ve silah yığdı, havaalanı yapıp savaş uçakları bile konuşlandırdı.

AKP iktidarının buna ses çıkardığını hiç görmedik.

Nedense iktidarımız bu açık ihlale ağzını bile açamıyor, buna karşı Yunan Cumhurbaşkanı’nın Meis ziyaretine “manalı bir törenle” güya karşılık veriyor.

Yunan Cumhurbaşkanı, Meis’teyken bizim komutanlar ve Milli Savunma Bakanı da Kaş’ta 1914’de bir İngiliz gemisini batıran yüzbaşıyı anma törenine katılmış.

Yandaş tetikçi medyamız bunu Yunanistan’a mesaj olarak duyurmuş.

İyi de çok açık bir ihlale karşı neden dolaylı mesajla tepki verilir ki?

Oysa burada yapılacak tek tepki vardı; Yunan, bu adalara asker gönderip silahlandırdığı an buna müdahale edilirdi.

Buna cesaretleri yetmemiş anlaşılan, o zaman bu tür “manalı törenlerin” bir manası kalmıyor.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Mısır’daki kötü de Mali’deki neden iyi?

Mısır’da, 2013 yılında Mürsi iktidarına karşı halk ayaklandı. Günler süren gösterilerden sonra silahlı kuvvetler yönetime el koydu, Mürsi indirildi, duruma el koyan Savunma Bakanı Sisi, başkan oldu.

Bu yılın ağustos ayında Afrika ülkesi Mali’de, Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita’ya karşı halk ayaklandı.

Günlerce süren gösterilerden sonra silahlı kuvvetler 19 Ağustos günü yönetime el koydu.

Darbeciler normal hayata 9 ayda dönüleceğini ve seçimlerin yapılacağını açıkladı.

Ne yazık ki, geri kalmış ülkelerin ortak kaderidir bu tür müdahaleler.

Ancak AKP iktidarının aynı nedenlerle ve aynı şekilde yapılan bu iki darbeye bakışı çok farklı.

Mısır’daki duruma, AKP şiddetle karşı çıkıyor.

Öyle ki bu yüzden Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlığı bile tehlikeli hale girdi.

Çünkü başta Mısır olmak üzere, bölgedeki tüm ülkelerle kavgalı durumdayız.

Mali’deki darbe ise AKP iktidarı tarafından alkışlandı.

Öyle ki, Mali’nin yeni yönetimine destek ve moral gezisini yapan ilk yabancı kişi Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu oldu.

İkisi de darbe hatta aynı tür darbe.

Saray iktidarı neden birine karşı diğerini destekliyor acaba?

Acaba Mısır’da İhvancı liderin düşürülmesi mi öfkelendirdi?

Mali de ise İhvancıların iktidara gelmesi mi sevindirdi sarayı?

ÖNERİ

Seyircisiz maçlarda ses efekti yapılabilir

Amerika Seattle’da oturan bir okurum dün bir mesaj göndermiş.

Diyor ki, “Burada da maçlar başladı, bizdeki gibi seyircisiz oynanıyor tabii, ama statlarda sanki seyirci varmış gibi ses efekti koydular. Bu, oyuncular üzerinde müthiş bir psikolojik etki yaratıyor, aynı şekilde televizyon izleyicileri de sanki maçtaymış hissine kapılıyor, acaba bizde de yapılamaz mı?”

Ben okurumun bu mesajını Tele1’deki sabah programında söyledim.

Ardından “Zaten bizde var bu” mesajları yağmaya başladı.

Ben bilmiyordum, meğer haziran ayında bu uygulama başlamış.

Ancak bunu yapan, maçları yayınlayan kuruluş.

Sadece ekran başında izleyenler duyuyor seyirci efektini.

Oysa Amerika’daki uygulama ekrana özel değil.

Statlarda sanki seyirci varmış gibi tezahürat bantları çalınıyor.

Eğer futbolda “kendi saha” avantajı varsa, bizde de ev sahibi takım sanki seyircisi önünde maç yapıyor gibi ses efektleri kullanabilir.

Takımlara bunu bir düşünmesini öneririm.

Bu yazı yazarın bilgisi dahilinde izin alınarak KORKUSUZ'da çıkan yazısından iktibas edilmiştir.
 

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar