Modernite eleştirisi mi ve yeni gericilik mi?

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Modernite eleştirisi mi ve yeni gericilik mi?
Abone ol
Siyasal İslamcı hareket, hala sol ’dan (daha doğrusu liberal sol ’dan) devşirdiği kavramlarla konuşmaya, yazmaya ve ülkenin ilerici güçlerine bu kavramlar

Siyasal İslamcı hareket, hala sol ’dan (daha doğrusu liberal sol ’dan) devşirdiği kavramlarla konuşmaya, yazmaya ve ülkenin ilerici güçlerine bu kavramlar üzerinden saldırmaya devam ediyor. Kendi özgün kavramlarnı geliştirme yeteniği olmayan islamcı hareketin başka çaresi de yok.

author

MERDAN YANARDAĞ YAZDI...

Çünkü, günümüzde bu ideolojik mücadeleyi 1500 takvim kavramlar üzerinden yürütmesi imkansız görünüyor. Bunun son örneğini, İbrahim Kalın ’ın paylaştığı bir kısa mesaj oluşturuyor. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, 30 Temmuz günü paylaştığı sosyal ağ (Twitter) mesajından aynen şöyle diyor:

“Biz masalları olan bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bize yüz elli yıldır modernleşme adı aşağıda başkalarının hikâyeleri anlatıldı. Bundan Böyle kendi hikâyemizi yazma zamanıdır.”

Bu kısa ve net mesaj, entelektüel ortamına liberal sol ’un veya sol ’a yakın aydınların soktuğu post-çağdaş bakışa/anlayışa yaslanıyor. Morernite, aydınlanma ve pozitivizme (artı bilim, akılcılık) yöneltilen post-modern tenkit liberallerin büyük ahmaklığı ve katkısıyla uzunca bir vakit “demokratik” bir itiraz gibi algılandı.

Oysa; modirnite, kapitalizmin bir ürünüdür. Kapatilizm olmadan ne modernite ne aydınlanma ne de artı bilimin egemenliğinden söz edilebilir. Kapitalizm ve derslik bağlamından koparılmış, salt kültürel bir kategori veya zemin üzerinden geliştirilen bir modernite eleştirisi, oysa kapitalizmin mutlak ve aşılamaz bir sistem olduğu tezine hizmet eder.

Dolayısıyla kapitalizmi red etmeyen, onu aşma perspektifine sahip olmayan bağlamından koparılmış bütün modernite eleştirileri son çözümlemede gericidir. Tıpatıp İbrahim Kalın ’ın modernite eleştirisi gibi zaruri olarak Ortaçağ değerler dünyasına yaslanır ve ona hizmet eder. Türkiye ’nin son 30-40 takvim entelektüel serüveni bunun açık kanıtıdır.

Gerçekten İbrahim Kalın ve islamcılar, ne yaptıklarını gayet iyi biliyor. Onlar, “150 yıldır anlatılan modernite hikayeleri” darken 1876 I. Meşrutiyeti ’inden itibaren alıyorlar bu tarihi. Çünkü bu tarih kendi gerileme ve yenilgi dönemlerinin başlangıcını açıklama eder ve doğrudur. Diğer bir anlatımla, bizim uzun-orta dönem çağdaş devrimci tarihimiz de benzer dönemden itibaren başlar. Nitekim, Marx ’ın çok manâlı bulduğum “Doğu/ Türkiye Sorunu” adlı kitabındaki makalelerde de bunu dobra dobra bakmak mümkündür. Ne eyvah fakat Türkiye solu, 30-40 yıldır kendi devrimci referans alanlarını yitirdiği ve zihniyet dünyası liberalizmle lekelendiği için bunu unuttu. Hatırlatacağız.

* * *

Kapitalizmin son dönemde gözlemlediğimiz bütün semptomları, neo-liberal ideolojinin, piyasacı zihniyet ve politikaların çöküşüne göze çarpan ediyor. Bu çöküntü, özellikle 1990 sonrasında entelektüel inisiyatifi eline geçiren liberal, islamcı ve yeni muhafazakâr hareketlerin üzerine bastıkları zeminleri de ortadan kaldırıyor. O Kadar ancak, liberal us kirlenmesi ve piyasacı politikalarının egemenliği nedeniyle, uzunca vakit parti amblemindeki ‘altı ok ’tan biri olan “devletçilik” ilkesini bile savunmaktan utanan CHP, bundan böyle kamucu-demokrat politikalara yöneliyor. Mesela; CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ’nun Cumhuriyet gazetesinde 22 Nisan ve 19 Temmuz 2020 tarihlerinde yayımlanan detaylı, üzerinde çalışılmış iki makalesi, olarak neo-liberal politikaların eleştirisi ve kamucu anlayışın savunulması eksenine dayanıyor.

Bilindiği gibi bu girişim, CHP ’nin 25-26 Temmuz 2020 tarihlerinde toplanan 37. Klasik Kurultay ’ında da devlete ait çizgi haline geldi. Söz konusu “devletçilik” ilkesinin açıkça ve mertçe savunulduğu yeni politik rota, kamulaştırılmaları bile öngörüyor. Sistem içi muhalefet alanının en büyük gücü olan CHP ’nin söz konusu bu yöneliminin, siyaset dünyasının bütününü etkilemesi de zorunlu görünüyor.

Fakat, bilinmeli ki, islamcı, muhafazakar ve neo-liberal akımların ayaklarını bastığı maddesel zeminin çabucak kayıyor oluşu, hâkimiyetlerinin de otomatik olarak çökmesi anlamına gelmiyor. Tam tersine, bu hâkimiyeti yitirme tehlikesi karşısında islamcı hareket ve siyasal iktidar daha da saldırganlaşcaktır. Nitekim böylece de yapıyor. Bu saldırganlık, siyasal zor araçlarının devreye sokulmasıyla giderek az kalsın bir “devlet terörüne” dönüşüyor.

* * *

Bilindiği gibi; bir sınıf olarak kent soylu sınıfı ve bir sistem olarak kapitalizm tarihsel ömrünü doldurmasına rağmen, varlığını sürdürüyor. İnsanlığın büyük medenilik krizinin kaynağı bu olgudur. İşçi sınıfı ve insanlık devrimci siyasal bir eylemle kapitalizmi aşana değin bu durumun devam edeceği anlaşılıyor. Oysa, dünyanın içinden geçtiği bu tarihsel dönemeçte önemli bir çeşitlilik da var; burjuvazi artık kendi egemenliğini, daha da önemlisi varlığını ahlaki ve tarihsel bakımdan açıklama yeteneğini de yitirmiş bulunuyor.

Kapitalizm artık tüm insanlığın ve gezegenin geleceğini korkutma ediyor. Şart böyle olunca burjuvazinin, kendi varlığını ve egemenliğini sürdürebilmek için yeni ve farklı meşruiyet alanları üretme ihtiyacı bulunuyor. Tek care olarak, bir önceki çağın kültürüne ve ideolojisine iltica ediyor. Dini bitmiş keşfediyor, insan aklını kutsal metinlerle her yerde teslim almaya ve toplumları bunun üzerinden yönetmeye çalışıyor. Bu olgu günümüz dünyasında yalnızca Türkiye ve bölge ülkelerinde yok, tüm yeryüzünü kapsayıcı bir eğilime sinyâl ediyor.

Ancak, kendi Ortaçağını hünüz aşamamış İslam dünyasında bu yönelimin etkileri son derece yıkıcı oluyor. İslam dünyası, IŞİD, El Kural, El Nusra, Bako Haram gibi Ortaçağ artığı güçlerin terörize ettiği, insanlık için yeni bir ufuk arzetmek bir yana, onu bin yıl öncesine iade etmeye çalışan akımların/hareketlerin elinde acı çekiyor. İlımlı islamı temsil ettiği belirtilmiş AKP de Ortaçağını aşamamış İslam dünyasında benzer işlevi görüyor.

İşte; yeni gericilik olarak tanımladığım, kapitalizm bağlamında koparılmış bir modernite ve aydınlanmaya eleştirisi, yani post-modernizm, burjuvazinin bu yeni meşruiyet üretme ihtiyacının da bir ürünü oluyor. Sanatı, edebiyatı ve felsefesiyle post-modernizmin başkaca bir anlamı bulunmuyor.

* * *

Post-modernistlerin, liberallerin ve dinci-muhafazakârların aydınlanma ve modernite eleştirisi, tarihselciliğin ve toplumsal ilerleme fikrinin de reddine dayandığı için, bir tarihsel dönem olarak kapitalizmi ve burjuva uygarlığını aşma dinamiği de taşımıyor. Tam aksine, mevcut olana, kurulu düzenin mutlaklığına insanlığı razı etmek ve bir önceki çağın zihniyet dünyasını devralarak kapitalizmi tahkim etmekten diğer bir sonuç yaratmıyor.

Post-modernistler, aydınlanma ve modernite geleneğine karşısında çıkarken, epistemolojik olarak aklın ve bilimin belirleyici konumunu redediyor. Aydınlanma geleneğinin tersine, insan aklının sınırlılığına işaret ederek, aklın ve bilimin evreni, toplumları ve tarihi bütün olarak açıklamaya yetmediğini ileri sürüyor. Bu Nedenle dinsel doğmalar ve teolojik literature geniş bir kapı açıyor, dinciliği bilimle eşitlemeye çalışıyor.

Dolayısıyla; toplumsal ilerleme anlayışına, tarihselciliğe ve "büyük anlatılar" dedikleri kurtuluş ideolojilerine aleyhinde meydana çıkan post-modernistler, derslik mücadelelerinin, kapsayıcı toplum modellerinin ve nihayet bilimin de sonunun geldiğini bile iddia ediyor. Tarihselciliğin reddi, insanlığın bugünüyle geçmişi ve geleceği arasındaki bağı koparıyor. Geriye yalnızca "bugün ve acilen olan" kalıyor.

Kapsayıcı toplum modellerine itiraz ederken, sanılanın tersine bunların yerine daha kapsayıcı, birleştirici ve enternasyonalist bir yaklaşım getirmiyor. Tam tersine; alt kültürlere ve etnisiteye dönüşü savunarak insanlığı daha ufak, birbirinden ayrışmış birimlere doğru iteleyerek ufalıyor. Dinsel akılmaları, tarikatları, cemaatleri, lokal kültürleri, mezhepleri, etnik farklılıkları öne çıkarıyor. Öyle ancak, demokrasi anlayışını bile söz konusu kesimlerin serbestisine indirgiyor.

 

* * *

Post-modernizm, toplumu somut temellerinden bağımsız, her şeyi kapsayan kültürel bir vaka olarak ele alıyor. Daha da önemlisi kapitalizm yokmuş gibi davranıyor. Toplumu, ekonomik süreçlerden ve sınıf mücadelelerinden egemen, geleneklerin ve yerel kültürlerin –mesela dinin- belirlediği yaşam tarzı kalıpları içinde değerlendiriyor.

Fakat insanlık, modernitenin doğuşuyla sınıf mücadelesi verdiğinin de bilincine ulaştı. İktidar göklerden yeryüzüne indirildi, insan aklı özgürleşti... Böylece tarihin, toplumların, ekonominin, siyasetin yasalarını bulmaya; aklın, felsefe ve bilimin gücünü hayata aktarmaya; üstelik tüm bu esas alanlarda mücadelenin araçlarını geliştirmeye başladı. Bu bağlamda Marksizm ayrıca modernitenin bir ürünü keza de onun inkarıdır. Sosyalizm moderniteyi içererek aşar. Bu bağlamda moderniteye yönelik ve onu aşma yeteneğine sahip biricik tenkit Marksist itirazdır.

Post-modernizm, özünde bir Marksizm eleştirisidir. Fakat, bu tavrını genelde modernite eleştirisi içinde gizler. Sosyalizmi ve sosyalist kuramı, tıpkı faşizm gibi modernitenin bir ürünü ve totalitarizm türü sayar. Bu kaba dengeleme hiçbir bilimsel analize dayanmaz. Sadece, 1990 ’larda sosyalist sistemin çözülmesi modernizmin de sonuna gelindiği şeklinde yorumlanır. Onlara tarafından, bir çağ ve tarihsel aşama olarak modernite kapanmıştır. Dolayısıyla moderniteyle birlikte onun ürünü olan her şey gibi mesela sosyalizm, milli devlet ve laikliğin de sonu gelmiştir.

Hepsi budur. Büyük ve kayda değer bir insanlık deneyimi bu basitlikle açıklanır. Keza de bunun dışında hiçbir delil sunmadan. İnsanlık geleceksizleştirilir. Bütün islamcılar ve yeni muhafazakarlar gibi İbrahim Kalın da, liberal sol ’dan aldığı kavramlarla bütün bunu yapmaktadır.

 

Anahtar Kelimeler:
  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
CHP ’de ‘A Takımı ’ için isimler netleşiyorÖnceki Haber

CHP ’de ‘A Takımı ’ için isimler netleşi...

Ayasofya hamlesi boşa düştüSonraki Haber

Ayasofya hamlesi boşa düştü

Yorum Yazın

Başka haber bulunmuyor!

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar